Mesajıma, 51. Olağan Genel Kurulumuza başarı dileklerimi ileterek, 2010 yılında beklentilerin üzerinde elde ettiğimiz sonuçlarla hissedarlarımız ve ülkemiz için ürettiğimiz değerlerin bizlere verdiği gururu sizlerle paylaşarak başlamak istiyorum.
Gelişen piyasaların güçlü büyüme performansı, OECD bölgesindeki zayıf performansa rağmen, küresel ekonominin beklentiler doğrultusunda yavaş da olsa büyümesini sağladı. 2010 yılında, özellikle Euro bölgesine ilişkin belirsizlikler gündemdeki yerini korumasına rağmen, yılın son çeyrek döneminde ABD'nin yürürlüğe koyduğu mali destek paketi ve parasal genişleme, stres testlerinin Avrupa bankacılık sistemine ilişkin endişeleri gidermesi, Japonya'nın iç tüketimi teşvik edici önlemleri ve Almanya'nın büyüme performansı, OECD bölgesi büyüme rakamlarını olumlu yönde etkileyerek ikinci dip kaygıları büyük ölçüde geride bırakılmıştır.
Ancak, gelişmiş ekonomilerin devlet teşvikleri yardımıyla beklenenin üzerinde iyileşme göstermiş olmasına rağmen, büyümenin krizin etkilerini ortadan kaldıracak boyutta olmaması, yüksek işsizlik oranlarının devam etmesi ve Euro bölgesindeki zayıf büyüme halen dikkatli olunması gerektiğini açıkça göstermektedir. Krizden çıkışta dikkati çeken özelliklerden birisi de büyümede bölgesel ayrışmaların yaşanmasıdır. Başta Çin, Hindistan olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin giderek canlanan iç taleplerinin de etkisiyle, beklentilerin üzerinde büyüme oranlarını gerçekleştirmeleri krizden çıkıştaki ayrışmayı tam olarak yansıtmaktadır. Ticaret hacminin %12 oranında arttığı 2010 yılında dünya GSYİH'sı yaklaşık %5 oranında büyürken, gelişmiş ülkelerde büyüme %3 düzeyinde kalmış buna mukabil gelişmekte olan ekonomiler ortalama %7 oranında büyümüştür. Türkiye ise %8'lik gibi önemli bir büyüme elde etmiştir.
2011 yılında teşvik paketlerinin büyüme üzerindeki olumlu etkisinin azalacak olması, OECD ülkelerinin bütçe dengeleri, gelişmekte olan ülkelerde yüksek emtia fiyatlarından kaynaklanan enflasyonist baskı gibi faktörler dikkate alındığında küresel büyümede geçtiğimiz yıla göre yavaşlama olacağı öngörülmektedir.
Tüm bunlarla birlikte sağlam temellere dayalı bir büyüme için kısa vadede Euro bölgesinin finansal sorunlarına ve gelişmiş ülkelerin ulusal borçlarına karşı kapsamlı ve acil önlemlerin alınması gerekmektedir. Orta vadede ise gelişmiş ülkelerin mali sistemlerinin onarılarak yeniden yapılandırılması gerekmektedir.
Küresel ekonomik gelişmeleri birebir yansıtan dünya petrol talebi, 2008 ve 2009 yıllarındaki toplam 1,42 milyon varil gün düzeyinde gerilemenin ardından, 2010 yılında Avrupa hariç tüm bölgelerde yükselmiştir. Dünya petrol talebinin, 2,84 milyon varil gün arttığı 2010 yılında toplam talep artışının %51'lik kısmı Asya bölgesinden gelmiştir. 2009 yılı sonunda dünya net tüketim fazlası günlük 2,97 milyon varil iken, 2010 yılında özellikle orta distilat ve nafta talebi sektörü olumlu yönde etkileyerek artan petrol ürünleri tüketimi sonucunda net tüketim fazlası 0,71 milyon varile gerilemiştir. 2011 yılında beklenen tüketim artışıyla 4 yıl aradan sonra küresel rafinaj arz talep dengesinin tekrar rafineriler lehine dönmesi beklenmektedir.
Ham petrol fiyatları 79 dolar varil düzeyinde başladığı 2010 yılında, sezonsallık ve rafineri bakımları gibi nedenlere Şubat başında 70 doların altına gerilemiş, Avrupa bankalarının stres test sonuçları ve FED'in ekonomik tedbirlerinin küresel ekonomiye ilişkin kaygıları azaltmasına bağlı olarak artış trendi içerisine girerek 2011 yılına 93,70 dolarla başlamıştır.
2010 yılında 2,89 dolar/varil düzeyinde gerçekleşen brüt Akdeniz rafineri marjı, sektörün güçlü dönemlerde yakaladığı 5 dolar üzeri seviyelere göre zayıf olmasına rağmen, 2009 yılındaki 1,95 dolar marj dikkate alındığında sektörün ekonomik iyileşme sürecinde olduğunu göstermektedir.
Ancak, yüksek petrol fiyatları bir yandan tüketim artışını baskılarken diğer yandan ekonomilerin büyüme ve enflasyon hedeflerini olumsuz olarak etkileyecek olması rafineri marj seyrini negatif yönde değiştirecek potansiyel büyüklüğe sahiptir. Bu nedenle halen 100 dolar üzerinde seyreden petrol fiyatlarının küresel büyümeyi ve rafineri marjını olumsuz etkileyebileceği dikkate alınması gereken önemli bir husustur.
Öte yandan, ana üretim bölgelerindeki istikrarsız ortam, petrolde orta ve uzun vadeli arz güvenliğinin sağlanması için gerekli olan 1,5 trilyon doları rafinaj alanında olmak üzere yaklaşık 8 trilyon dolarlık yatırımın gerçekleştirilebilmesini zora sokmaktadır. Bu durum yüksek hampetrol fiyat düzeyini destekleyen unsurların başında gelmektedir.
Ekonomik büyümenin, petrol ürünleri tüketimini olumlu yönde etkilemesine rağmen ülkemiz akaryakıt sektöründeki tüketim rakamları ülkemizin elde ettiği %8'lik büyüme ile tezat oluşturmaktadır. 2010 yılında, yüksek ve eşitsiz verginin uygulandığı benzin tüketimi %7,7 gerilemiştir. 10 numara yağ kullanımı gibi sistem dışı ürün kullanımının sürmesi nedeniyle, ekonomik büyümeye daha duyarlı olan motorin tüketimi ise ancak % 2,4 oranında artmıştır. Araç parkının yaklaşık %5,4 arttığı 2010 yılında, toplam araç yakıtları tüketimi ise sadece % 1,9 artmıştır.
Petrolün geleceğine ilişkin yapılan projeksiyonlarda, petrolün ağırlıklı olarak ulaştırma yakıtı ve petrokimya hammaddesi olarak kullanılacağı, buna mukabil elektrik, sanayi ve ısınma amaçlı kullanımının giderek azalacağı öngörülmektedir. Ülkemiz petrol ürünleri tüketiminin seyrinde de benzer bir gelişim gözlemlenmektedir. Yaygınlaşan doğalgaza bağlı olarak fuel oil ve kalorifer yakıtı tüketiminde gerileme devam ederken, başta motorin ve jet yakıtı tüketimi olmak üzere beyaz ürün tüketimi yükselmektedir. Başlattığımız fuel oil yatırımımızla Tüpraş'ı ağırlıklı olarak araç yakıtı üretiminde konumlandırmış olmanın yanı sıra, ülkemizin motorin açığının üretimle karşılanmasına önemli katkı sağlanmış olacaktır.
2006-2010 yıllarını kapsayan 5 yıllık dönemde gerçekleştirilen 1,4 milyar dolarlık yatırım harcamasının yanı sıra fuel oil dönüşüm projesi de dahil 2006-2014 dönemindeki yatırım tutarı toplamda 4,23 milyar dolara ulaşacaktır. Böylece 1989-2005 dönemini kapsayan ana yatırım programı dönemi ile kıyaslandığında, devir sonrası dönemde yıllık ortalama 4 kat daha fazla yatırım gerçekleştirilmiş olacaktır. Atılan bu adımlar özelleştirme sonrası döneme ilişkin bazı önyargılı yaklaşımların ne derece yersiz olduğunu ortaya koymanın yanı sıra operasyonel ve finansal hedeflerin tam olarak gerçekleştirildiği bu süreçte, ihracat, vergi, enerji verimliliği, kurumsal sorumluk, istihdam ve enerji yönetimi alanlarında alınan ödüller başarıyla tamamlanan bu dönemin simgesel anlatımı niteliğindedir. Başarıyı sürdürerek hissedarlarımız için değer üretebilmenin ancak geleceğin doğru ve etkin planlanmasıyla mümkün olabileceğinin bilincindeyiz.
Bu doğrultuda tüm faaliyetlerimizin odağına insanı ve çevreyi koyarak planladığımız gelecek dönemde, tamamlayacağımız RUP projesinin yanı sıra işletme mükemmelliği ve enerji verimliliğinden sağlayacağımız gelişmelerle yüksek öz kaynak karlılığı elde ederken, risklerini yönetebilen, enerji indeksinde, emre amadelikte ve işletme maliyet endeksinde birinci çeyrekte yer almayı başarmış bir şirket olmayı hedefliyoruz.
Tüpraş olarak yalnızca operasyonel ve finansal hedef çıtamızı değil aynı zamanda şeffaflık ve kurumsal yönetim hedeflerimizi de sürekli ileri taşıyoruz. 2007 yılında 7,91 Kurumsal Yönetim Derecelendirme notuyla dahil olduğumuz endekste notumuzu her yıl artırarak, 2009'da 8,34'e yükselmesinin ardından 2010 yılında da 8,56'ya yükselttik. Ayrıca, ilkini Ağustos 2008'de yayınladığımız Tüpraş kurumsal sorumluluk raporlaması çalışmamızın 1 Ocak 2008-31 Aralık 2009 dönemini kapsayan ikincisini de kamuoyu ile paylaştık.
2011 yılında da müşteri memnuniyetini en üst düzeyde sağlayarak, lojistik avantajlarımız, karlılık ve enerji verimliliğinde attığımız adımlarla sürekli iyileştirdiğimiz maliyet yapımız, güçlü insan kaynağımızla her yıl olduğu gibi bu yıl da sektör ortalamasının üzerinde performans göstererek hissedarlarımız, iş ortaklarımız ve ülkemiz için değer üretmeyi sürdüreceğiz.